GENEL MÜDÜR YARDIMCIMIZ ÜSTÜN ŞENGÜL BEYİN GÜNÜN ANLAMINA YÖNELİK KALEME ALDIKLARI "BEN MUSTAFA

GENEL MÜDÜR YARDIMCIMIZ ÜSTÜN ŞENGÜL BEYİN GÜNÜN ANLAMINA YÖNELİK KALEME ALDIKLARI "BEN MUSTAFA

BEN MUSTAFA KEMAL! Ben Mustafa. Hocamın Kemal demesinden sonra Mustafa Kemal! Tobruk’ta Binbaşı, Çanakkale’de Yarbay Mustafa Kemal… Ben Mustafa Kemal! Bizzat, sizin bana verdiğiniz isimle Mustafa Kemal ATATÜRK. Her 10 Kasım geldiğinde bakıyorum da sizlere; içim burkuluyor. Halinize üzülüyorum. Kahroluyorum. Ben ki!.. Varlık ya da yokluk mücadelesi veren bir nesildenim. Kan tükürdüm, kızılcık şerbeti dedim. Aç kaldım, susuz kaldım. Belli etmedim, boynumu bükmedim. Yokların yoklara karıştığı bir çağda, yokların içinden size hür ve müstakil bir devlet bıraktım. Sadece 10 Kasımlarda hatırlanmak ruhumu rencide ediyor. Üzülüyorum. Yanlış anlamayın. Sizin adınıza üzülüyorum! Ben Atatürk! “Ne mutlu Türküm diyene!” Demiştim. Demekle kalmamış; gerçekten Türklüğüm ile iftihar etmiştim hayatım boyunca. Ne oldu size? Bu ülkede, birileri her geçen gün daha da küstah bir cesaretle etnik ayrımcılık yaparak, ülkeyi bölmeye, parçalamaya uğraşırken… Birileri, Anadolu’da bin yıl boyunca ceddimizin bin bir emekle oluşturduğu Türk kültürüne mozaik yaftası asmaya çalışırken, neden millî mes’elelerde aynı millî refleksi gösterecek kadar Türklüğünüzü ön plana çıkartamıyorsunuz? Ben Atatürk! “Efendiler! Biz, milletperveriz ve doğrudan doğruya Türk milliyetçisiyiz” Demiştim. Demekle kalmamış; hayatımın her safhasında bunu ispatlamıştım. Milliyetçiliği, kurduğum Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en temel esası haline getirmiştim. Siz neden böyle değilsiniz? Sözde, yetişen nesilleri bizzat adı millî olan bir eğitim vetiresinden geçirmenize rağmen, neden milliyetçilik duygusunu halâ anlık bir tepki olarak ele alıyor da hayatınızın tamamını ona göre şekillendirmiyorsunuz? Ben Atatürk! “Efendiler! Bir tek şeye ihtiyacımız vardır. O da çok çalışmak” Demiştim. Nedir bu atalet. Niye bu kadar tembelsiniz? Dünyanın hangi köşesinde, bilmem hangi millet sizin kadar dinleniyor, tatil yapıyor. Başkaları, uzayda yerleşme plânları yaparken, siz neden halâ kış geldiği zaman, dokuz ay yolu kapalı köyler gerçeği ile yaşıyorsunuz? Söyler misiniz bana, neyin sefasını sürüyorsunuz? Ben Atatürk! “Yurtta sulh, cihanda sulh” Demiştim. Barışa verdiğim ehemmiyeti her fırsatta bütün dünyaya göstermiştim. Bunu, gerçekten barışa verdiğim önemi ifade etmek için söylemiştim. Yoksa, korkaklık ifadesi olarak, arkasına sığındığım bir söz olsun diye değil? Bu söze rağmen, 1933 yılında bütün dünyaya şöyle seslenmekten çekinmemiştim: “Allah ömür verir de yaşarsam; Selanik dahil Batı Trakya, Ege Adaları, Kıbrıs, Musul ve Kerkük anavatana dahil edilecektir.” (1933 yılında, Türkiye’yi ziyaret eden ABD’li general Mc. Arthur’la yaptığı basın toplantısından) Hani, nerede dış politikanız? Sınırlarınızı zorlayan bir idealinizi gösterin bana? Tutturmuşsunuz: “Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok!” İyi de kör müsünüz? Bütün dünyanın sizin toprağınızda gözü var! Bırakın dünya barışına hizmet etmeyi; siz hala neden iç barışınızı temin edemediniz? Neden ilk fırsatta birbirinizin gırtlağını sıkıyorsunuz? Neler oluyor sizlere? Dünya her geçen gün birleşirken, küçülürken, birleşen dünyanın sizi neden bölmeye çalıştığını hiç mi düşünmüyorsunuz? Bu millet benim bıraktığım millet olabilir mi? Hani izimdeydiniz? Beni böyle mi takip ediyorsunuz? Yoksa, söylemeye dilim varmıyor; birilerinin sulandırmaya çalıştığı gibi gerçekten “izinde” misiniz?!.. Ben Atatürk! “Ben size, hiçbir dogma, hiçbir nas bırakmıyorum. Size bıraktığım tek yol gösterici ilimdir, fendir. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” demiştim. Bana söyler misiniz; ilimde neredesiniz? Bırakın kendinizi kendinizle mukayese etmeyi!.. Yüz yıl önce yaptığınız gibi yapın. Kendinizi gelişmiş Batı dünyası ile mukayese edin. Aradaki farkı kapatabildiniz mi? İlim adına insanlığa herhangi bir armağanınız oldu mu? Bir buluşun altına imza attınız mı? Neden hala tabular oluşturarak onlarla yaşamaya çalışıyorsunuz? Neden beni bile tabu yapmaya çalışıyorsunuz? Ben Atatürk! Muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmayı size hedef olarak bırakmıştım. Neden çıtayı alçalttınız? Size bu hedefi bırakırken bir de korkum vardı ve bu yüzden şöyle demiştim: “Taklit eden milletler, taklit ettiklerini geçemezler. Kendileri gibi de kalamazlar.” Neden bu uyarımı dikkate almadınız? Batılılaşmaya neden Batının günlük hayatını taklit olarak bakıp neslinizin kendi millî benliğinden uzaklaşmasına vesile oldunuz? Ben Atatürk! “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır” diyerek ve bununla da yetinmeyerek; “Yetişecek nesillerin alacağı eğitimin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel millî varlığa düşman unsurlar ve bunlarla mücadele esasları öğretilmelidir.” Diye, feryat etmiştim. Neden Cumhuriyeti emanet ettiğim gençler tarihini bilmiyor; başka milletlere özeniyor? Neden, bu millet dostunu düşmanını yeterince bilmediği için düşmanlarını dost zannederek devamlı zarar görüyor? Neden, halâ düşmanlarınızı dışınızda arayarak içinizdeki düşmanları görmezlikten geliyorsunuz? Bu vatan için bütün tarihimiz boyunca milyonlar şehit oldu. Bunu unutanların, bunu unutturmaya çalışanların bir ekalliyet unsurunun suikast sonucunu öldürülmesi üzerine sokaklara hücum edip: “hepimiz Hristiyanız, hepimiz Ermeniyiz” diye bağırmasına nasıl tahammül edebiliyorsunuz? Görüyorum! Bu ülkede her gün vatan evlatları ölüyor… Hani neredeler? Nerede o, sözde aydın geçinenleriniz. Niye ellerinde yazılarla, resimlerle sokaklara dökülmüyorlar? Hani, nerede gönül gözünüz? Neden hayata gönül gözüyle bakarak, milletinizin dostunu düşmanından ayıramıyorsunuz? Ben Atatürk! “Muallimler! Size sesleniyorum! “Cumhuriyet sizden, fikri hür vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” Demiştim. Hani nerede? Milletimin istikbali olan gençlik neden, daha eğitimi sırasında dalkavukluk yapmayı öğreniyor! Neden ufku açık değil? Fasit bir daire içinde, sığ ve gündelik fikirler peşinde en güzel yıllarını tüketmekten başını kaldırıp da, milletinin dertleri ile neden ilgilenmiyor. “Tarihte büyük medeniyetler kuran büyük ecdadımız…” Demek suretiyle, ecdadıma karşı minnet borcumu ifa etmiş, onlarla iftihar etmiştim. Onların bana bıraktığı emaneti lekelemeden, ona yeni iftihar tabloları ekleyerek size emanet etmiştim. Söyler misiniz bana! Siz ne yaptınız? Benim bıraktığım iftihar tablosuna ne eklediniz? Ya sizden sonrakiler! Sizin hangi başarınızla iftihar edecekler? Ben Atatürk! Ben Mustafa Kemal Atatürk! Yoklar içinde yok yiyerek size bir devlet bırakan Atatürk! Tekrar ediyorum. Bütün bu çarpıklıklar her 10 Kasım geldiğinde benim ruhumu rencide ediyor!.. … Tekrar ediyorum. Yoksa, gerçekten “İZİNDE” misiniz?

  • Etiketler:
  • ,